28 Temmuz 2013 Pazar

Marmaris Yöresel Ekmek (Bazlama) Yapımına Bir Bakış

Blog yazı başlığı akademik makale başlığı gibi oldu farkındayım. Ancak konu gelenekselleşmiş ekmek yapımı olunca öyle olması da gerekli her halde.
Turgut Köyü Toprak Sac'ı

Taş fırın ile ilgili olan yazımda da göreceğiniz üzere kara fırında ekmek yapımı ile ilgili bir miktar tecrübem var. Daha önceden denemediğim bu bazlama türü sacda yapılan ekmeği yurdun değişik yerlerinde ve bazen marketlerde görmüş olsak da, Selimiye ve civarında yoğun bir şekilde günlük hayatta kullanılması ve buna tatilcilerinde uyum sağlamış olması yörenin ekmeğinin başarılı olduğunun göstergesi.

Bazlama  " karışım un" ile yapılıyor. Belli oranda kepek var. Oldukça az miktarda maya ve uzun bekleme süresi işin aslı. Normalde 1 kg un için 50 gramlık yaş maya paketi kullandığım ekmeklerde, bu oranın 1/4'e düşürdüm. Bazlamanın hamuru oldukça yumuşak ve kabardığında yanlarından çatlamalar oluyor. Pişme süresi oldukça kısa ve kara fırına göre daha az odun ateşi gerektiği kuşkusuz. Pişirilen bazlamayı kestiğinizde oldukça gözenekli olduğunu göreceksiniz. Bu nedenle yemesi  keyifli ve bence bu yörenin bazlamasının da bu kadar iyi olma nedeni bu.
Resim yazısı ekle

Hamurun özelliğinin ötesinde birde pişme sürecini etkileyen toprak sacları var. Turgut ve Taşlıca köylerinde yapılıyor. Ancak köyceğiz yolunda da satılanları varmış. Ben görmedim nasıl olduklarını. Turgut köyü Marmaris Selimiye arasında ve yaptıkları sac kırmızı topraktan. Gün yüzü görmemiş kaya dibi toprağın kenarları hafif çıkıntı olacak şekilde yaklaşık 40 cm çapında yuvarlar olarak yapıyorlar. Turgut köyüne girdiğimizde yolda gördüğümüz genç kıza toprak sac'ı sorunca kendilerinde olduğunu ve satabileceklerini söylediğinde bizde gidip alalım dedik. 7-8 adet sac arasından seçimi yaşlı bir teyze yaptı bize. Pişmemiş olan bu torak sac kuru ve pişirilmeyi bekliyor. Tabi biz pişirilmesi gerekiğini tahmin bile edemedik. Söğüt köyünden aldığımız Taşlıca toprak sacı Turgut'a göre plaka tarzında ve kenarlıksız. Toprak rengi sarı ve yapı itibari ile homojen görünmüyor. Kenar çıkıntısının olmaması  ekmek pişerken is yapmasına neden olabiliyor ve ekmeğe tadı yansıyor. Aynı zamanda daha kısa ömürlü.
Taşlıca düz Toprak Sac'ı


Toprak sac pişirmenin tek yolu üçlü sac ayağının üzerine sacı koyup, altına uzun süre ateş yakmaktan geçiyor.  Güveç kapları gibi fırınlamak mümkün değil. Kimi köylü zeytinyağı, kimisi soğan sürerek yakılmasını önerdiyse de, bana en mantıklı geleni, tüm yüzeyin un ile kaplandığı yöntem oldu. Tüm yüzeyi 2-3 mm kalınlığında beyaz un ile kapladım. Fırında da kullandığım gürgen ağacı ile  kuvvetli bir ateş yaktım. Zaman geçtikçe unun en sıcak noktada yanmaya başladığını gördüm. Dolayısıyla un tam pişmeyi göstermesi yönünden aynı zamanda iyi bir indikatör. Un tamamen kömürleşene kadar yakma işlemine devam ettim.
Bir süre sonra tamamen kor olan ateşi etrafını tuğlalar ile çevirerek bu halde bıraktım. Sabah kalktığımda sac hafif ılık ancak yavaş yavaş soğuduğu için de kırılmamıştı. Pişmiş sac'ın daha kırılgan olduğunu ve dikkat etmek gerektiğini belirtmem lazım.
Üçüncü denemeden sonra orijinal bazlamaya yakın, ancak kepek oranı yüksek olduğu için daha az gözenekli bir bazlama elde ettim. Lezzeti mükemmeldi. Ancak orijinale yaklaşmak için denemeler devam edecek. Hiç kuşkusuz orijinali yemek için Selimiye'ye gitmek gerek.

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Nihayet Selimiye....




             Marmaris'in Selimiye köyünden döneli neredeyse iki hafta oluyor. Artık yazayım dedim şu yazıyı. Tabi mesele memleket gezisi olunca yol yordam tarif etmek pek gerekmiyor.  Ancak deneyimleri paylaşmak  önemli tabi ki.
Sabah erken saatlerde Selimiye
             Bursa çıkışlı yolculuğumuz hız sınırlarını geçmeden sekiz saat sürdü. Kalacak yer konusu çeşitli öneriler olmasına karşın bu lokasyon için daha çok pansiyon tipi. Bu köyün yapısına da daha uygun kalıyor. Bahçe Apart Selimiye bir aile işetmesi ve keyif alacağınız bir pansiyon. Geniş bahçesi ve güzel kahvaltısı, denize sıfır konumu oldukça avantajlı. Tatilimizin son iki gününde bu haftanın başında kaldığımız Caridea Otel'in odamızı başka bir müşteriye satmasından dolayı bu pansiyona geçtik ve keşke daha önce gelseydik dedik Caridea Otel'i önermiyoruz anlayacağınız.
Koyun solunda Çay Ocağı
              Akşam turlarında rastladığımız, sandalyesini kıyıya koyup denizi seyreden yaşlı teyzenin anlattığına göre, 1992 yılında kara yoluna kavuşmuş  köy. Uzun yıllar balıkçı köyü ve mavi yolculukların durağı olarak kalmış. Yol olmayınca karşı kıyıda bulunan Çubuk'a kayıklarla gidilerek  iç kesimlere ulaşılmış. Gittikleri yerde Marmaris malum. Peki dönüşü nasıl yapardınız dediğimizde ise ilginç bir cevap aldı. Çubuk'a geri döndüklerinde (dediğimiz yer uzak  bir nokta, yani çıplak gözle kıyısı görünmüyor) kıyıda hallice bir ateş yakıp duman çıkartılıyormuş. Köy kahvesinde oturan balıkçılar dumanı görünce aralarında birisini gönderip ücreti karşılığında insanları köye getiriyormuş. Şimdi kimilerin aklına cep telefonu gelebilir. Ancak o yıllarda olmadığını hatırlatayım hemen.  Selimiye'de kaldığım yedi gün içerisinde sıklıkla burada yaz kış yaşayan insanlarla görüşmeye çalıştım. Kıyı köyler yakın zamana kadar süngercilik ve balıkçılıkla geçinirken şimdilerde buna turizmde eklenmiş. Gençlerin bir kısmı otel ve pansiyon işi ile uğraşırken, diğer bir kısmı balıkçılığa devam ediyor. Pansiyonu karşısında her sabah 10 gibi limana yanaşan balıkçı Ümit dikkatimizi çekti.Gece çıktığı balık avında Paregeda veya ağ ile avlanıyordu.
Yorumsuz
Bazı geceler kıyıda uyuyor, bazı geceler ise açık denizde balık peşindeydi. İlk gördüğüm sabah mercan yakalamıştı ve yaklaşık 1 kg gelen balıklarını biz aldık ve Altay (pansiyon işleten kardeşlerden) bize bu balıklarda akşam yemeğinde ziyafet çekti. İkinci gün sabah yolunu beklediğim balıkçı 5-6 kg ağırlığında tek bir Lagos ile zafer kazanmış kumandan edası ile döndü limana. Tabi bu balık bize düşmedi. Lokantanın birisine satılacak. Teknesini kıyıya bağlayıp sağlama alan Ümit her gün yapığı gibi baş taraftan derin suya atlayıp yakında bulunan iskeleye çıktı ve duşunu alıp teknesine döndü.  Orada olduğumuz sürece bu döngüde değişen tek şey balık cinsi ve miktarıydı. Ümit   her sabah uyanıp aynı günü yaşayan masal kahramanı gibi geldi bir an bana. Yazın derinlere kaçan balıklar yüzünde işleri azalan balıkçıların, kışın işleri artıyor. Aksilik kışında talep az ve fiyatı düşüyor. Yani balıkçı adamın işi zor. Daha genç yaşta kanserden kaybettikleri    balıkçı      arkadaşları  birazda efsane olmuş. Anlatılana göre Paregeda denilen çoklu iğnenin olduğu oltaya yılan balıkları çok gelirmiş. Buna sinirlenen balıkçılar  yılan balığını denize atarmış. Bizim balıkçı Lagos'un yılan balığını sevdiğini fark etmiş ve bunları yem olarak kullanmaya başlamış. Tabi eli boş dönmemeye başlayınca ünü almış yürümüş. Önemli bir sıçrama bakarsanız.
Söğüt, Dünya'da uzak bir nokta gibi.
               Selimye'de ilk kahvaltıda fark ettiğimiz bazlama, daha öncede İç Anadolu ve Güzey Doğu Anadolu'da yediklerime hiç benzemiyordu. Pansiyon ve otelleri menüsüne giren ve yabancı teknelerin bile almaya geldiği bu güzel  ekmek yapılışı ilgimi çekti. Ekmek yapma merakımı bu blokta göreceksiniz. Selimeye Bazlaması içi 4 farklı toprak saç aldım ve toprak sacı pişirmesini, çok farklı kişilerden ekmeği nasıl yaptıklarının öğrendim. Bazlamanın yerel halk için iyi bir geçim kapısı olduğunu görmek ve fark etmeden geleneklerin devam etmesi sevindirdi beni.  Bu ayrı bir yazı konusu.  
        Selimiye'de  plajda yatabileceğiniz gibi, çevresini de  gezebileceğiniz bir yer. Kız Kumu plajı, Turgut Köyü (bal alabilirsiniz, toprak saclar burada satılıyor), Söğüt Köyü (toprak saç burada ve Taşlıca köyünde var) ve bu köyün Cumhuriyet mahallesi, Bozburun, Turgut köyü dağ yamacında Turgut Şelalesini görmenizi tavsiye ederim. Söğüt köyü yüksekte tepeler ve kıyılara dağılmış mahalleleri olan bir köy.  Dağlar ve tepeler badem ve zeytin ağaçları ile dolu. Cumhuriyet mahallesi çok bakir bir yerleşim yeri. Bileni çok.
Teyze eşini iki yıl önce kaybetmiş. Denize bakıp duru...
Üzümler daha koruk.
             Ahtapotçu Mehmet Usta ile tanışmaya gittim buraya. 30 yıl önce balıkçIlıkla başladığı bu iş, zamanla lokantacılığa dönmüş ve her çeşidini yaptığı deniz ürünlerinden Ahtapot konusunda uzman. Haşladığı ve vantuslarını soyduğu iyi pişirilmiş ahtapotu, kısa süreli ızgara sonrası,  zeytinyağlı bir sos ile getiriyor. Bazlama, kabak çiçeği dolması, semiz otu ve ahtapot güzeldi. Fiyatı da Selimiye'de ödediklerimize göre daha hesaplı. Söğüt'de zamanı durdurarak uzunca bir süre kalıp sünger avcıları ile 2-3 saat sohbet ettik. Sünger avcılığında, adalardan, eskiden yaşamış gayrimüslimlerden, yokluklardan, savaş zamanlarında bahis açıldı.
        Denize girin dediler, denize girmeden dönmedik. Köy merkezine giderken tırmandığımız yokuşta başka dünyadan ayrılmak zor geldi bize.
        Yıllar önce gelmemiz gereken bu yerde halen Selimiye'lileri görmek bizi sevindirdi. Ceri Pastanesi, öğlen saatlerinde ev yemekleri yapan lokantalar,  akşam yemeklerinde Aurora, Sardunya, Paprika, Hidayet ve Söğüt köyünde Manzara Resturant önerebileceğimiz yerler. 
Biz gördük sıra sizde...


28 Nisan 2013 Pazar

Mutlu İnsana Her Yer Barselona


       Sekiz ay önceydi, 2013 yılı Nisan ayı için planladığım Barselona gezisi için bilet ve otel rezervasyonlarımı yaptırdıktan sonra 23 Nisan haftasının gelmesini iple çektik ailece. Genelde tembellik yapıp tur firmaları ile seyahat yapsam da bu sefer her bir şeyi kendim planladım. Türkiye'den iki firma Barselona'ya uçuyor. THY ve Pegasus. Biletlerden sonra sıra  otel rezervasyonuna gelince merkezde ve  Barselona da iyi çalışan metro sistemine yakın bir noktada rezervasyonu yaptırdım. Burada dikkat edilecek husus her yerde bulabileceğiniz haritalarda yeşil renkle gösterilen L3 olarak bilinen ve eski kent ortasında geçip bir çok gezilmesi gereken yeri bir birine bağlayan hat çevresinde konaklamanız. Buralarda çok sayıda apart var ve fiyatları 4 kişilik aile için 45 euroya kadar iniyor. Booking.com sayfasında harita üzerindeki otellerden lokasyonuna bakarak seçim yapmak kolay ve yer  hedefi açısından faydalı olacaktır. Bu arada aşağıda linkini verdiğim metro haritası yanınızda olsun. Metro hattı çok kullanışlı ve paralel ve diagonal ismi verilen kavşaklarda, metrodan çıkmadan ve yeni bilet alma gereksinimi duymadan geçiş yapabiliyorsunuz. Çeşitli bilet alternatifi olan metroda,  T10 en iyi seçim. Bu biletin içinde on biniş hakkı var ve tek bir aile bunu kullanabilirsiniz. Fiyatı 9,80 euro.  10 tane tek geçiş alırsanız 20 euro tutar. Bilet makineleri 50 euro altındaki paraları tanıyor. Bozuk paranız veya paranız da yoksa kredi kartı ile bilet alabiliyorsunuz. Bazı metro girişlerinde her iki yön biniş istasyonu  tek kapıdan bağlansa da, bazı küçük istasyonlarda metronun iki farklı girişi oluyor.Yanlış girerseniz biletiniz boşa gidecektir. Buna dikkat edin. Ulaşım Barselona da göreceğiniz en ucuz şey (bu harita hayatınızı kurtaracak tıklayın). Çok memnun kalacaksınız. 
      THY T1 ismi verilen yeni limana iniyor. Buradan tren (aşağıda bulunan linkten tren bağlantılarını okuyun. Metro direkt gelmez T1'e) , A1 otobüsleri veya taksi ile merkeze gidebilirsiniz.  Ola ki T2 eski limanına inerseniz o zaman A2'ye bineceksiniz. Şunu belirmek lazım ki tek yön bu otobüslerde 6 euro. 3-4 kişiyseniz eziyete değmez çünkü taksi 27 euro tutuyor. Taksiler 5 kişiyi almaz ve bunun için çok koltuklu minibüsler gerekebilir. Bunların fiyatı daha yüksek tutar. Taksiler her bir valiz için 1,5 euro  alır  sizden. Taksi için hemen araya sıkıştıralım şehir içinde de fiyatlar uygun. T1-T2 arasında  sürekli ring var ve mesafesi 4 km. Biz kullanmadık ancak motosiklet, bisiklet alternatif ulaşım araçları. Ayrıntılı bilgi burada.
         Şehre bir şekilde ulaştıktan sonra özellikle merkezin çok kalabalık olduğunu göreceksiniz. Merkezden kastım Catalunya meydanı ve ona çıkan caddeler. Her biri İstiklal caddesi kadar geniş ve kalabalık neredeyse. Şehirde gezilecek çok yer olsa da zaman sıkışıklığı nedeniyle seçerek ve planlı dolaşmak gerekiyor. Ben size  gün gün neler yapılabiliyor onu yazmaya çalışacağım.
         1.gün birazda ortama uyum sağlamak maksadıyla geziyi kısa tutup yakın yerleri dolaşıp dinlendik.
  •  La Rambla bol ağaçlı ve ortası yürüme yolu olan çok kalabalık bir cadde. Her iki tarafında trafik olan yollar ile, mağazaları görmek mümkün. Çok zorunlu kalmadıkça yeme-içme ve alışveriş için burayı önermem. Hem pahalı hemde hizmet  kalitesi düşük. Yan yollarda ve hiç ummadığınız ara sokaklarda temiz ve hesaplı aile işletmeleri bulabilirsiniz. Giyim ve elektroniğin ülkemiz ile aynı ve çoğunlukla pahalı olduğunu göreceksiniz.
  • Catalunya meydanı La Rambla caddesinin üst ucunda bulunan geniş meydan. Yukarıda bahsettiğim A1 ve A2 otobüsleri buraya bırakır sizi. Ayrıca üstü açık turistik otobüslerde buradan kalkar. 
    A1-A2 Otobüsleri Catalunya meydanı.
  • Ferran caddesi uzun ve güzel bir cadde. Via Laietana caddesi ile kesişip, Princesa caddesi ile Ciutadella devam ediyor. Birisi tavuk diğeri hamburger satan iki çok uluslu fastfood lokantasının arasındaki yol bu. Buraya girdikten hemen sonra sağda Plaça  Real ismi verilen, havuzlu bir çeşmenin bulunduğu, kahve ve üst katlarda hostellerin olduğu meydanı göreceksiniz. Akşam üstü hem serin hem hareketli oluyor. Ferran'ın ortasına gelinde Catalunya Meclis binası ile bu binanın arkasında Barselona Katedralini görmeniz mümkün.  Bu cadde o kadar bereketli ki hiç bir yere sapmadan devam ederseniz sizi Picasso Müzesine ve Parc De La Ciutadella'ya  kadar götürür. Karnınız acıkmış olmalı, ilk gün için size önereceğim son yer La Rambla 91 numarada bulunan Boqueria çarşısı. Bol meyve, balık, Tapas ve Paella sizi bekliyor. Biraz tuzlu ancak. Kalabalık ve sıra çok derseniz ara sokaklara girip içeride mutlu yüzler arayın ve bulduğunuzda içeriye dalın.  Birinci günden size hatırlatmak lazım ki her zaman ana caddelere geçiş için ara sokakları kullanın mutlaka ilginç şeyler göreceksini.
              Bizim 2.günümüz  pazar gününe denk geldi.
  • Pazar sabahı erkenden metro ile Gracia caddesinde  ( Catalunya Meydanının üst girişi) bulunan Gaudi'nin iki ünlü binası Casa Mila ve Batllo'yu gezmeye gittik. Oldukça pahalı girişi olan bu iki bina birbirine yakın yerleşimli. Biz zamandan dolayı sadece Casa Batllo 'yu gezdik. İçeriye girerken ücretsiz sesli İngilizce rehberinizi almayı unutmayın. Gaudi'nin döneminin çok ilerisinde yaptığı bu evdeki ahşap ve seramik ayrıntılar hayret verici güzellikte. Batllo ailesi burada yaşamış ve binada üst katlarda hala yaşayanlar mevcut. Kuşkusuz Gaudi'nin varlığı kente ilham kaynağı olmuş. Bu nedenle bir çok eski  ve  modern binada mimara göndermeler yapılmış. Yani aslında Barselona demek Gaudi demek.
    Casa Mila
    Casa Batllo
  •  Bu binanın hemen üst tarafında bulunan aralıkta, çatısında  metal bulut yumağını olduğu, metal ve camdan ibaret Tapias'ın güzel evini görebilirsiniz. Tapias ile ilgili güzel bir müze barındırıyor. Malum kentte Gaudi'nin dışında başka iyi mimarlarda var.
  • Casa Mila Gaudi'nin Sagrada Familia'dan önceki son eseri. Yine Yuvarlak hatları, işin ustasına yaptırdığı balkon korkulukları ve bacaların şekli görülmeye değer. Aile birinci katta oturuyor ve üst katlar Gaudi Müzesi olarak kullanılıyor.  
  • Sagrada Familia gücünüz tükenmedi ise yürüme mesafesinde ve bir köşeden sonra yüksek kuleleri ile karşınıza çıkıyor. Casa Mila'nın bulunduğu sokağı takip ederseniz sizi önüne çıkaracaktır. Yüksek kulelerin hepsi tamamlanmamış. Gaudi tramvay kazasında ölene kadar Doğum cephesi olarak adlandırılan cepheyi bitirmiş. Sonrasında ve şimdi  halkın ve fonların desteği ile halen yapımı devam ediyor. Mimari planların aslına sadık kalınan bu yapı iç ve dış mekan olarak etkileyici. Bilet kuyruğu moralinizi bozmasın mutlaka girin derim. Yüksek sütunlar üzerine kurulu bu yapıda ışık alan bir cephe içeriyi aydınlatıyor. Birbirinden güzel vitraylar ve 50 dilde yazı barındıran kapısı dikkati çekiyor. 16 yıl çalıştığı yerden çıkmayan Gaudi şimdi burada mezar odasında yatıyor. Ayrılmak istemediğimiz iç mekandan alkış ve çığlık seslerini takip ederek  Doğum cephesinden arka girişe çıktık. Rengarenk giyinmiş bir çok takımın arka meydanda toplandığını ve insan kulesi yaptıklarını gördük. Oldukça heyecanlı olan bu gösterilerden birisinde kule tamamlandıktan sonra yıkılma anını videoya çekme fırsatım oldu. Bu toplantının Tarragona kule yarışması için yapılan bir hazırlık olduğunu öğrendik. Bize tam bir sürpriz olan bu şenlik havası orada 1 saat daha kalmamızı sağladı. Doğum cephesinin girişinin solunda,  Gaudi'nin yaptığı çalışmalarının esin kaynaklarının  olduğu eğlenceli bir müze ile klisenin altında, çıkış bariyerlerine bakan yüzde klisenin yapılışı ile ilgili ikinci bir müzeyi gezmeyi unutmayın. Burada mimari detayları görebilirsiniz. 
    Tarragona çalışması
    Sagrada Familia
  • Klise çıkışı metroya binerek diagonale kadar L5 ile gelip L3 ile otelimizin bulunduğu Ferran caddesine ulaştık. Ferran'ı takip ederek Barselona Katedralini burada fazla zaman harcamadan gezdik ve birazda çocukların isteği ile, 100 yılı aşkın bir süredir faal olan hayvanat bahçesini görmeye Park Ciutadella'ya gittik. 10:00 ile 18:00 arasında açık olan bu hayvanat bahçesine geç kaldığımız için giremeyince parkta dolaşıp uzaktan gelen sesleri takip etmeye başladık. Çok geçmeden bizi bir şenlik karşıladı. Müzisyenler, akrobatları, sabun köpüğünden balon gösterileri ve Tarragona için antreman yapanları geride bıraktıktan sonra alternatif tıpçılar ve uzak doğu inanışlarını anlatan gönüllüler, el sanatları yapıp satanlar, çevreciler kısacası baş döndürücü bir kalabalık ortasında bulduk kendimizi. Çoğunluğu genç olan bu topluluk görülmeye değerdi doğrusu. Bizde ilgimizi çeken bir kaç şey alarak parkın hareketliliğinde etkilenmiş bir şekilde ayrıldık. Yani parka pazar günü gidin derim.Yeri gelmişken sokaklarda sahipleri ile gezen çok fazla sayıda köpek gördük. Hepsinin sanki ses telleri alınmıştı. Hiç mi havlayan olmaz.Birde sanırım arabalar kornasız üretiliyor. Gerçi son günümüzde Ferran caddesinde 30 dakika bekledikten sonra bir taksinin korna çaldığını duydum ancak bu kadarına da olur dedik. 
    Park Citutadella
  • Akşam saatlerinde Limanda Mare Magnum olarak bilinen içinde IMAX Sineması ve akvaryumu olan komplekse gittik. IMAX sinema uygun saat olmadığı için giremediğimiz bir yer oldu. Bizde akvaryuma girdik ancak belirtmem gerekli ki İstanbul Florya da yeni açılan akvaryumu gördüyseniz veya çocuklarınız ısrar etmiyorsa gitmemek kayıp olmaz.  
            3.gün önemli yerleri gezmenin ve şehri tanımanın rahatlığı ile sabah güzel bir güne uyandık. Hava serin ve güneşliydi. 
  • Bugünün en önemli gezisi Park Guell olacak. L3'e binip Vallcarca durağında inince sizi uzun bir yürüyüş bekliyor. Merdivenden çıkıp hemen geriye dönüp kalabalığı takip edince solda büyük, çoğunluğu yürüyen merdivenler ile döşenmiş uzun bir yokuş göreceksiniz. Yokuşun bitiminde park Güell daha doğrusu Gaudi başlıyor. Girişi ücretsiz. Biz yaklaşık 3-4 saat burada geçirdik. Park aslında zamanında zenginlerin gezdiği ve eğlendiği bir mekan olarak tasarlanmış. Etkileyici ve neşeli bir mekan. Mutlaka gidilmeli derim. Buradan yine bindiğimiz L3 ile doğruca sıfır noktasına yani La Rambla'ya gittik. Sıkı bir yürüyüş ile Ferran caddesini takip ederek Park Ciutadella'ya giderek hayvanat bahçesine girdik. Hayvanat bahçesi 18. yüzyılda açılmış.  Hayvan çeşitliliği çok fazla. Bunların içerisinde memeli deniz hayvanları da var. Çocuklar keyif alacaktır. Ancak çok yorucu ve zaman aldığını söylemek lazım. 
    Park Guell
           4.gün sabah şehirde olağan üstü bir hareketlilik ile uyandık. Dışarıya çıktığımızda her adım başı kırmızı gül satan tezgahlar ve La Rambla ile Catalunya meydanında kitap tezgahları sıralıydı. Tezgahların birisine neler olduğunu sorduğumuzda 23 Nisan'ın İspanya da Sant Jordi günü olarak kutlandığını ve bugün erkeklerin bayanlara kırmızı gül, bayanların ise erkeklere kitap aldığını öğrendik. Hanımda öğrenince gül alarak gereğini yerine getirdik. Bütün gün gül bayrak gibi bizimle dolaştı tabi ki. Bende kendime İspanyol ekmekleri ve Tapas ile ilgili kitap alarak bugünden nasiplendim. İnşallah günaha girmemişizdir!!! 
  • Ferran caddesini takip Princesa caddesinde sağ tarafta bulunan  Picasso müzesine kadar yürüdük ve sabah erken ve  müzenin önünde uzun bir kuyruk olduğunu görmemize rağmen sabah mesaisine başladık. Bu kuyruklar bize artık kıtlık dönemindeki ekmek tuz kuyrukları gibi geliyor. Zaman geçirmek için taktikler bile geliştirdik. Bu müze fiyatı ile taktirimizi topladı. 11 euro giriş fiyatı ile her halde Avrupanın en ucuz müzesidir. Picasso nasıl oldu da moder resime geçiş yaptı diye hep merak etmişimdir. Aslında çocuk denecek  yaşlarda yaptığı yağlı boylar çok güzel. Fakat müzede geçirdiği dönemleri ve modern resme geçişini izliyor ve modern resimde de olgunlaşmasını görüyorsunuz. Picasso'yu bir şekilde okumuş insanların tanıdığı bazı tabloları dışında bu müzede çok ünlü tablo görmeyi beklemeyin. Benim gördüğüm çok güzel ve kronolojik olarak dizilimi yapılmış biyografik bir müze olduğu. İlk girişte dua eden kız tablosu önemli bir tablodur ve müzede ilk eserlerinde olduğu gibi küçük yaşta kaybettiği kız kardeşinin izlerini taşır.  Dua eden kızın aslında ölmüş olan kız kardeşinin büyümüş hali olarak çizildiği yorumları var. 8 yaşında yaptığı, kendisinin sakladığı ve Picador isimli küçük tablosu da burada asılı.  Yaklaşık 2 saatimizi alan bu müzeden güzel  duygularla ayrılarak, yine bizde güzel duygular uyandıran el yapımı çikolata ve kurabiyelerin olduğu bir dükkana kendimizi attık.   
  • Müzik sarayı yani Palau De Müzica yine Picasso müzesine yakın yerleşimli. Via Laietana caddesini sonunda bulunuyor. Aslında faal ve çok güzel yapılmış. Tamamen doğal ışık ile ayındınlatılmış olan bu müzede bulunan cam ve  seramik işleri yine Gaudi'ye atıfta bulunacak şekilde muhteşem. Bileti aldıktan sonra saat başı İngilizce veya İspanyolca, rehber eşliğinde geziyorsunuz. Biz gezerken org çalışmasına denk geldik ve küçük bir konser ile salonun akustiğini ve ihtişamını yakaladık. Bu müzik sarayına mutlaka gidilmeli.  
    Müzik Sarayı
           5.gün bizim son günümüzdü. 
  • Futbol ile hiç alakası olmayan ben yine L3 ' binerek Les Corts durağında inerek yönümüzü çevirmeden beş dakika yürüdük ve Nou Camp stadına ulaştık. Barselona da en fazla ücret ödediğimiz giriş burası oldu. Mağazanın içinden geçip arka taraftan bileti aldıktan sonra üst geçit ile stada giriyorsunuz. Çok interaktif yapılmış Barselona takım müzesi etkileyici. Saha kenarından, en üstte bulunan basın locasına ve Messi'nin soyunma odasına ve basın toplantısı salonuna kadar gidebiliyorsunuz.  Ziyaretiniz sırasında  Nou Camp ile ilgili programlar ve bilet satışları olur kaçırmayın derim.  Nou Camp'tan sonra  Casa Mila ve Batllo'ya tekrar gidip Garcia caddesini Catalunya meydanına kadar takip ettik.
      Yazıda okuduğunuz gibi 5 gün boyunca aç gezmedik tabi ki. Yemek kültürlerini tanımanın en keyifli yollarından birisi elbette. Tapas her daim duyacağınız kimi zaman ekmek üzerinde kürdan batırılmış, kimi zamanda küçük tabaklarla servisi yapılan mezeler. Bunların içerisinde İspanyol Omleti de var ve karamelize soğan, patates ve yumurta ile yapılıyor. Denenmeli derim.
Enginar, biber ve patlıcanlı Tapas
Biz Tapas'ların  her iki türünü de yedik ancak ekmekli olanlar daha yaratıcı. Peynirli, enginarlı, tavuklu ve ton balıklı olanları ile yumurtalı seçenekleri oldukça güzel.  Şunu da belirtmem gerekiyor ki et ürünleri domuz eti ile yapılıyor. Sosis ve salam dahil.   Tapaslarda da böyle anlayacağınız. Dikkat etmeniz gereken diğer bir konu  konservelerle yapılan ürünleri özellikle tabakta gelenleri tercih etmemeniz. Lezzetli olmuyor.  Sebzeli, tavuklu ve özellikle deniz ürünlü pilavları Paella mutlak yenmeli. Kötüsüne rastlamazsınız. Bunun dışında Mürekkep balıklı Paella daha önce yemediyseniz mutlaka yenmeli. Deniz ürünleri ile dolu tabağı sipariş ederseniz sea food olanı tercih edin. Balık eklenirse fazla geliyor ve gelen balıkta genelde somon oluyor. Ben bu geziye gitmeden bir hafta önce 1835 yılından beri kesintisiz hizmet veren Los Caracoles isimli lokantada son akşam için rezervasyon yaptırdım. 
Limonda sıkın güzel olur.
 Burası tavuktan tavşan etine kadar ve özellikle balık ürünleri konusunda başarılı bir yer ve kapısında kuyruk eksik olmuyor. Son geceye bırakmak istememin nedeni bütün hafta yediğimiz yemeklerin orjinali nasıl merakı. Büyük gün geldiğinde önce kasvetli gelen ama sonrasında sizi içine alan tarihi bir mekan içerisine giriyorsunuz. Masaya gelen salyangoz şeklinde ekmekler lokantanın ismini çağrıştırıyor. Deniz ürünü tabağı ve deniz ürünlü paella siparişi verdikten sonra gelen yemeklerin lezzeti öncelikle tazeliğinde ve pişme şeklinden dolayı farklıydı. Tüm yemekler bütün ahçıların etrafında toplandığı ve yaklaşık 6-7 metrekare büyüklüğünde devasa kuzine üzerinde pişiriliyor çünkü. Lokantaya girerken bunu göreceksiniz. Paella dışarıda yediklerinizde farklı olarak farklı bir pirinç ile (rizotto pirinci) ve daha diri olarak pişirilmişti. Safranı da daha azdı. fiyatı normal lokantalardan yaklaşık 40-50 euro daha pahalı ve kredi kartı kabul ediliyor. Barselona da tatlı nasıl dediğinizi duyar gibiyim. Krema Catalunya  ve Churos mutlaka yenmeli. Krema Catalunya'nın dondurması da var ve çok lezzetli. Aslında Krem Karamel gibi ancak toprak kapta geliyor. Üzerinde oldukça ince kıtır bir şeker tabakası var. Daha önce almadığım bir tat oldu. Diğer tatlı Churos (çuros diye okunuyor)İspanyolların yediği ve turistlerin pek keşfetmediği  bir tatlı. Akşama kalmıyor. Ucu kapalı nal şeklinde ve az şekerli hamurdan pişirilmiş Churos'un şekli size yabancı gelmeyecek. Isıtıldıktan sonra kristalize şeker dökülerek servis ediliyor. Kahveye batırarak yeniyor. Bu özgün bir tatlı olduğu için mutlak denenmeli. 
Churos

Los Caracales
      Ne içiliyor derseniz şarap ve gazlı içecek ile yapılan Sangria çok lezzetli soğuk içeceklerinden. Her daim içilebilir. Şarapları lezzetli ve ucuz. Çok özellikli olan peynirleri yok. Sert koyun peynirlerini bol bol yedik ve eve de getirdik. 
    Benim bu blogta belirtiğim kentlerde ki fırın merakımı burada da kısmen giderebildim. Tuzlu aparatifleri soğuk sandviçten ibaret. Tatlılar milföy ve türevleri. Beni etkileyen bir fırına rastlamadım. Ancak ekmekleri lezzetli. 
    Bir gezide burada bitti. Belli mi olur bakarsınız bir gün yolum yine Barselona 'ya  düşerse o zaman daha derinlemesine gezip yazabilirim.  
     Gelelim başlığa. Gezi sonrası anneme neden beni Barselona da doğurmadın deyince, o da "mutlu insana her yer Barselona" dedi.  Doğru söze ne denir. Evim evim güzel evim.

9 Nisan 2013 Salı

Kovuk Oluşumu Olan Yaşlı Ceviz Ağacına yapılan Restorasyon Çalışması


Çoğumuz pek dikkat etmese de, etrafımızda uzun zaman önce dikilmiş, çevresinde gerçekleşen  yapılaşma, zemin kaplaması veya bakımsızlıktan kaynaklanan çevresel faktörler nedeniyle kurumaya yüz tutmuş pek çok yaşlı ağaca rastlamak mümkün. Bende böyle bir ağaca 4 yıl önce satın almış olduğumuz arsanın içerisinde rastladım. Aslında imar öncesi komşu tarlanın sınırında olan bu 34 yaşındaki ceviz ağacı, acemi gözlerimin beni yanıltması ile gözüme pek sağlıklı görünüyordu. Ancak bu toprak üzerinde yaşar hale gelince, aslın  o kadar sağlıklı olmadığını anladım. Koca gövdesinde, arsanın tesfiyesi sırasında iş makinesinin açtığı kabuk yarası ve kötü budamadan kaynaklanan yaklaşık 25x35 cm boyutunda  kovuk oluşumu vardı. İri  dalı, gövdeye yakın yerinden kesen eski sahibi, kabuk odunsu kısmı kapatamadığı için kovuk oluşumuna sebep olmuştu. Bende gölgesinde  ve meyvesinden yararlandığımız bu ağacı kurtarmak için kolları sıvadım.

       Bu iş aslında ülkemizde İstanbul ve Bursa'da belediyelerce yapılmakta. Ancak belediyelerin şahıslara ait olan bu alanda hizmet veremediğini belirtmek isterim. Kamuya ait alanlarda bu hizmeti belediyeler veriyor. Durum böyle olunca bende emekli olmuş ve bu tedavi konusunda patent almış ve çok tecrübeli olan bir orman  mühendisinden yardım aldım (Teoman Varol).
Kovuk çevresinde bulunan mantarlı kabuklar temizleniyor
       Tedavide asıl amaç mevcut kovuğun  hava ile temasını kesmek ve kesmeden öncede içini ilaçlamak. İlaçlamayı kovukta bulunan canlılara göre yapmakta fayda var. Havayla teması kesilen bu boşlukta tam olmasa da mikroorganizmaların yaratmış olduğu çürüme yavaşlamış oluyor.
    Uzmanın bahçeyi ziyareti sonrasında krom nikel çok ince gözenekli tel, pansukesen su yalıtım boyası, mantar ilacı, fırça ve galvanizli çividen oluşan malzememizi nalburlar dan toparladım. Pansukesen adlı malzeme su bazlı ve çatı izolasyon malzemesi. Ağacınıza göre bunu satın aldığınız yerde renklendirebilirsiniz. Zira beyaz renk ağaçta sırıtacaktır.
Kenarları açılmış kovuk
                        Öncelikle yaptığımız iş kovuk ve ağaç kabuğunun olmadığı yerlerde, kabuğu odunsu kısım kenarlarda  iyice görünecek şekilde fotoğraflarda olduğu gibi açmak oldu. Keskin bir keser, ağaç eğesi, kısa saplı keskin bir balta bu işi halledecektir. İşlem bittikten sonra, uygun oranlarda sulandırılmış toz mantar ilacı ile  iç kısmı bolca yıkandı.  Kapatılacak boşluk veya kovuk ağzının açılmış olan kenarlarında görülen odunsu kısmına krom nikel tel ölçüp biçilerek, 4 cm boyundaki galvanizli çiviler ile neredeyse sıfıra sıfır tutturarak çaktık. Burada dikkat edilecek husus ağacın yaşayan dokusu olan kabuğun telle örtülmemesi ve kabuk sınırında telin kalması. Zamanla kabuk telin üzerini de kenarlardan örtecektir.   Sonrasında kovuk alanının hava ile temasını kesecek olan pansukesenin yine kabuğu örtmeden 4-5 cm'lik fırça ile sürerek kapattık. Böylece en önemli kısım bitmiş oldu.
      Kovuk ve mantarla nedeniyle uzun bir süredir hırpalanmış olan ağaç için, taç kısmının 1/4 dış kısmına, toprağın 75 cm altına kadar uzanan, 7 cm'lik pis su borusu ile 3 adet baca açtık. Açtığımız çukur dibine çakıl taşı döşeyerek üzerine bacayı diktik ve toprakla kapattık. Sıcak yaz günlerinde ağacı buradan sulayacağımız gibi sistemik ilaçları da buradan vereceğiz. 

Temizlenmiş yara
Krom-Nikel tel ile kaplama


Asırlık ağaçların  cevap verdiği ve yeşerdiği bu tarz bir tedavi ile ceviz ağacının hızla toparlayacağını düşünüyorum. Sahip olduğunuz bu tip bir ağacınız yoksa bile, etrafınızda gördüğünüz anıt nitelikli ağaçları bulunduğunuz yerdeki yerel yönetimlere bildirirseniz sonuç alabilirsiniz. Özellikle yerel yönetimlerde bu yönden büyük gelişim olduğunu kısa süreli internet aramasında da göreceksiniz. İşlemin yapıldığı bu hafta, orman mühendisi Teoman Bey, Muğla'nın Akyaka beldesinde bulunan 600 yaşında olduğu sanılan sakız ağacını restorasyonu için Muğla Beldiyesi'nin davetiyle yola çıkmıştı bile. Ne dersiniz yaşadığımız bu dünyada hepte kötü şeyler olmuyor değil mi?

27 Ocak 2013 Pazar

Hİ-Fİ ev sistemi kurmak kolay mı sanıyorsunuz?


        Müzik ruhun gıdasıdır diye boşuna dememişler. Günün yüksek temposu içerisinde veya gün sonunda yüksek performanslı bir sistem ile birazda sizi eskilere götüren müzikleri dinlemek gibisi yoktur. Uzun süredir bu zevkten mahrum bırakmıştık kendimizi. Yeni bir eve taşınmak iştahımızı kabarttı ve yaklaşık iki aylık bir araştırma ile ne istediğimize karar verdik.
İkisi ile gelen kumandalar birbirlerini kumanda edebiliyor.
         Ben performans/fiyat oranına bakarak karar verenlerdenim. Bu nedenle giriş seviyesi bana makul geldi. Burada doğru mu? nun cevabımı bulacaksınız. Kuracağım sistem CD player, pikap, amfi ve tek çift kolondan oluşacak. Çok fazla markaya bakmakla birlikte Pioneer stereo amfi A209R modeli ile işe başladım. Bu cihazın arka panelinde cd-phono-line-tape girişleri mevcut. Birde A ve B olarak çıkış verilen ve pasif bi-amping yapmayı sağlayan çıkışı da avantajlı. Aldığım kolonda bulunan cross over plakalarını kaldırarak bunu yaptım. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi BURADA. Phono için birde topraklama vidası da bulunuyor. Ön panelde kulaklık çıkışı mevcut.            Ayrıntılı bilgi BU LİNKTE. Market ürünü olan bu amfiyi metrodan 438 TL'ye aldım. Fiyatı 620 TL'ye kadar çıkabilir. Giriş seviyesindeki bu amfiye kolonlara gidecek kablolar için gümüşten yapılmış iyi bir kablo bağladım (Van Den Hull). Kolon mesafesi 2,5 m'yi geçmeyecek şekilde ayarlandı. Bu kablonun kolon tarafındaki uçlarına  soket uçlar  bağladım, ancak stereo amfide bunu yapmak  mümkün olmadı.  Çünkü amfinin kolon çıkışları kablo ucu için müsait değildi.
Sistem böyle kısacası
     
        CD çalar olarak yine Pioneer'ın yeni bir modeli olan PD10-K 'yı seçtim. Kumandası ve bağlantı kablosu ile gelen bu ürün paneli oldukça sade. SACD çalmaya müsait olduğu gibi ön panelde USB bellek için girişte bulunuyor. Arka panelde stereo  ve dijital çıkış var. 780 TL 'ye çıktı. Ses kalitesinde oldukça memnun kaldığım bir ürün oldu.  Kurduğum bu sisteme alacağım pikap hediye olarak geldi.
Tchibo'nun hoşta görünen pikap'ı.
        Tchibo'nun getirttiği yarı otomatik olan, bana göre bu giriş seviyesi için çokta düşük seviyeli olmayan fiyat performans oranı gayet iyi bir ürün taktım (400 TL). CD kalitesinde bir ses almak tabi ki mümkün değil ancak keyifle ve problemsiz bir şekilde analog müziğinizi dinleyebiliyorsunuz. Bazı plaklarda baskı kalitesinden kaynaklanan problemler olduğunu fark etmemek mümkün değil tabi ki. Pikap seçiminde aslında Pro-ject Carbon Debut daha iyi olur derim. Zaman içerisinde diğer ürünler değişse bile bu sabit kalabilir. Bu ürününde farklı segmentleri var. Bütçenize göre ayarlayabilirsiniz. 

Audiophile olan birisine ait olmalı.
Kolon seçimini Wharfedale Diamond 10 ile yaptım. BU kolon çiftinin fiyatı 900 euro. Bu daha önce test edip aldığım ve ses kalitesi güzel bir kolon.  Sistem arayışa basladığım da çok fazla fiyat ve marka varlığından dolayı endişe etmemek mümkün değildi. Amaç müzik dinlemekse bu sistem dahi oldukça yüksek kalitede müzik dinlememizi sağlıyor. Uzun bir süre sistemi değiştirmeyeceğimi düşünüyorum. Konuştuğum kişilerin bir üst sisteme geçmeleri genel olarak dinledikleri müzik memnuniyetsizliğinden değil üst sistemi meraklarından kaynaklandığı izlenimini aldım. Sonuçta bu işte bir parça hobi, hem de pahalı bir hobi. Audiophile (seste mukemmelliğin peşinde koşan, en gerçek, en saf sesi üretecek bir sistem kurmak için onbinlerce dolar harcayan, bu işe gönül vermiş insanlar denir) değilseniz paranızı harcarken dikkatli olun derim. Bu -phile kısmının tıpta bazı kelimelerin sonuna eklenerek hastalık ismi üretildiğini de eklemem gerekiyor aslında. Ama müzik sevgisi için böyle bir hastalığı söylemek mümkün değil tabi ki. Bol müzikli günler sizin olsun...