23 Ağustos 2012 Perşembe

İSTANBUL

Atalarım çok önceden gelmiş buraya. Rivayet o ki insanlardan çok önce. O zaman şimdilerde dendiği  gibi daha kolaymış her şey. Rüzgarlar, denizler bizimmiş. Sonra insanlar gelip yerleşmiş. Sekiz bin yıl önce diyorlar. Bunca zaman, insanlarla birbirimize alıştık. Mesela benim çığlığımı duyan kentli, bu şehirde yaşadığını hisseder. Uzak diyarlarda sesimi duyduklarında, kendilerini şehirlerinde düşlerler. Zaten bir benim sesim, bir vapur düdüğü simgedir bu şehir için.
Bazen tüm gece uyumam. Çığlıklar atarım. Bazen neşeden, bazen endişeden. Arada duyacaksınız kaba ve gür sesli olanlarımızı. Onlar bizim en tecrübelilerimizdir. Gece vakti, kentin gürültüsü uğultu haline gelince, sesim daha çok duyulur. Karanlık olunca, boğuk motor sesini andıran şehir gürültüsünü bastırabilecek kadar güçlü çığlıklar atarım.
Gün ağarınca  mesaim vapurlarla başlar. Şehir hatlarını ben bilirim.  Açık denizde, pervanelerin köpüğünde balık ararım. Balığın ve simidin tadını en iyi ben bilirim.Yorulduğumda gemilerin üstlerine konar ve dinlenirim.
Uçsuz bucaksız, üzerinde insan ve makinelerin olduğu çöplüklerde uçanlarda benim cinsimden. Ben onlardan değilim. Denizsiz yapamam.
 Yapanın elinde, tüylerim den  en iyi yemden bile güzel çapariler yapılır. Kırmızı ipliklerle süslerler oltada tüylerimi. Bundandır peşimdeki bir çok insanın sebebi.

Beni yüksek bir binanın üzerinde, bir dubada veya fenerde, bazen vapur iskelesinde, bazen çalkantılı sularda küçük bir kayıp gibi sallanarak keyif yaparken görebilirsiniz.
Evim yüksek çatılarda, vapur iskelelerinde ve dubalarda dır. Bazen Galata da, bazen Üsküdar da bazen Ayazpaşa dayım.
Ben İstanbul'da martıyım.

Fotoğraflar: Selin ve Mehmet ÖZER (izinsiz kullanılamaz)


3 Ağustos 2012 Cuma

Midilli de Kedi Olmak

Molivosta taş evlerin çatıları
               Son dönemde Yunan adalarında Türk turistlere uygulanan vize kolaylığı özellikle bu yıl adalara yoğun ilgi yarattı. Biz de dostlarımızın tavsiyeleri ile Midilli adasına gitmeye karar verdik. Adaya gidiş için yeşil pasaportlulardan vize istenmiyor. Yurt dışı çıkışı için gerekli olan harcı yatırmanız bizim taraf için yeterli oluyor. Yunan tarafı da hiç bir şey sormadan onayı basıyor. Kapıda vize uygulaması yaptıkları yeşil pasaport dışı Türk vatandaşları için ise vize bedeli 60 euro. Yeşil pasaport yok ise Jale tur veya Tur yol firmaları ada ile bağlantılı  olan şirketler ve her konuda yardımcı olabilirler. Adaya bir kişilik gidiş geliş ücreti 30 euro, araba için bu fiyat 60 euro. Daha önceden arayıp rezervasyon yaptırırsanız daha iyi olur.  Ada da her zevke göre otel bulmak olası. Ancak biz yerimizi kuzeyde bulunan Molivos kentinde liman içerisindeki Sea Horse otelde ayırttık. Genel olarak oda kahvaltı iki kişilik  fiyatı 60 euro. Limanın güney kısmında plajların olduğu bölgede bir dizi çoğu butik oteller var. Bunlarında fiyatı aynı ve limana 10 dakikalık yürüyüş ile gidebilirsiniz.

Mitilini
Plaj önünde şemsiyeler ve şezlonglar otel müşterisi için  indirimli. Benim önerim adada Molivos da kalmanız. Ada büyük ve dağlık olduğu için ulaşım hızlı değil. Ortalama hız 50-60 km/saat civarında seyrediyor. Bu nedenle kendi arabanız ile adaya geçebileceğiniz gibi, arabada kiralaya bilirsiniz. Biz ikinci yolu seçtik ve 35 euro ödeyerek arabayı İGFA şirketinden kiraladık. Burada Metin isimli Yunan vatandaşı bir Türk öğrenci var. İGFA'yı arayarak kendisine ulaşabilirsiniz. Molivos'u tercih ettiğinizde Adaya geldiğiniz ana liman kenti olan Mitilini ve haritalarda göreceğiniz kentlere arabanızla gitmeniz hızlı ve daha keyifli olacaktır. Ada merkezinde bulunan Kalloni kasabası kavşak noktası ve güneye ve batıya genişletilmiş yollar ile bağlı. Bu yolların dışındaki  yollar  dar ve çok virajlı, kesintisiz olarak  sollanamaz işareti var.Yollara kadar taşan ormanlık alanlar ve zeytin bahçeleri ada yollarını seyirlik yapıyor.
Molivos kalesinden Molivos Lİmanı
           Midilli adası Lesvos olarakta biliniyor. Baş şehri Mitilini  ve tek büyük hastane ile önemli devlet daireleri burada. 100 bin nüfusa ve milyonlarca zeytin ağacına sahip ada tam bir zeytin yağı cenneti. Balıkçılığı söylemeye gerek yok. 1462 yılında, İstanbul'un fethinden 9 yıl sonra, Fatih Sultan Mehmet adayı alıyor ve imparatorluğun bahçesi olarak 500 yıl kalıyor. Lozan ile birlikte Yunanistan adaya tek kurşun atmadan yerleşiyor. Bugün bile acılarını ve izlerini görebildiğiniz mübadele yıllarından önce, adanın %30 'unun Türk olduğu biliniyor.

Agiasos da taş kahve
           Adanın kuzey doğusu ve batısı ile güneyi ağırlıklı yerleşim yeri olarak kullanılıyor.  Ada da Ege de öğleden sonra görülen kuzey rüzgarları nedeniyle plajlar kuzeyde dalgalı oluyor. Bu sizi rahatsız ederse adanın batı kıyısı  boyunca ilerleyerek uygun denizi bulabilirsiniz. Bizde öyle yaparak Skala Skaminia ismi verilen şirin sahil köyüne giderek burada ve hemen yan koyu olan Kagia plajını kullandık. Skala Skamia da size önerebileceğim Limanın giriş ağzında yer alan Kafos kafede hem denize girebilir hemde Yunanlıların sabah akçam içtiği Frappe kahvesinden içebilirsiniz. Bu kafeninde olduğu plajda bulunan ve antik bir yolu andıran taş yol ile yanda bulunan Kagia koyuna geçmek 15 dakika sürüyor. Arabanızla 3 dakikada gidebilirsiniz. Bu plaj şemsiyesi ve şezlongsuz doğal bir plaj. Tek lokantası koyun sonunda bulunan Poseidon ve denemenizi öneririm.
adanın Osmanlılar tarafından fetih sahnesi
         Skaminiadan sonra Mantamados köyü geliyor ki bu köy seramikleri ve Koruyucu Taksiarhis manastırı ile ünlü. Bu manastıra girdiğinizde hemen sağda büyük bir ikona da baş melek Mikail'in ikonasını görüyorsunuz. Bu ikonanın hemen karşısında keşişleri öldüren Osmanlı askerleri var. Rivayete göre bu ikona ölen keşişlerin kanının çamurla karıştırılması ile yapılmış. Manastır taş ustalığı ve kilisesi ile halen canlılığını koruyor. Bu manastırın küçük kafeteryasında dolapta gördüğüm sütlaç beni şaşırttır. Adı rizogalo ve tarçınıyla beraber dört dörtlük bir sütlaçtı. Molivos-Skala Skaminia-Mandamados turu bir gününüzü dolduracak bir tur. 
Skala Skaminia
Adanın kuzeyinde bulunan Molivos dan batıya gittiğinizde, Petra kasabasın göreceksiniz. Petra tam ortasında bulunan volkanik kaya üzerinde bulunan evler ile ünlü ve zaten ismi de kaya anlamına geliyor. Bugün ağırlıklı olarak turistik pansiyonların ve geniş plajların bulunduğu kalabalık bir sahil kasabasını andırıyor. Fazla oyalanmadan kalloniye devam ediyoruz. Kalloni yaklaşık 20 dakika uzaklıkta ve yolu dar ve virajlı, tepeden Kalloni körfezini gördüğünüzde,  Kalloni kasabasıda hemen orada düzlükte duruyor. Sardalyası ile ünlü bu kasabada görülecek fazla bir şey yok. Kalloni körfez çıkışında denize girerek ne kadar kötü bir tercih yaptığımızı anladık. Deniz bulanık ve çürümüş yosunlardan dolayı kokuyor. Plajda derin bir sessizlik hakim. Bu günü yine skala skaminiaya giderek bitiriyoruz.
     Molivos-Petra-Kalloni- Mitilini rotasında Giera körfezine gelmeden iki sapak önce Agiasos adanın süpriz köyü olarak karşımıza çıktı. En çeşitli bitki örtüsü ve yaban hayatı burada. Osmanlı döneminde adalıdan vergi alınmayan tek köy olduğu için oldukça kalabalık bir köy olmuş. Ağaç işçiliği, dağ bitkileri ve meyvecilik yapılıyor. Köy merkezinde bulunan kilisenin hemen üst tarafında, ön cephesi taşla kaplı olan kahvesi etkileyici. Yaşlı Yunanlı müşterilerle bir müddet oturup konuşarak aslında mübadelenin hiç bir şeyi çözmediği ve büyük acıları da nesiller boyunca taşıdığına tanık oluyoruz. Gördüğümüz yaşlı bir amca bize Bergamanlı olduğunu ve babasının buraya göçtüğünden bahsediyor özlemle, bir diğeri babasından öğrendiği Osmanlıca ile malının fiyatını  artık bizimde tavladan bildiğimiz penç sayısı ile ifade ediyor.  Bu köyden biraz şaşkın ve hüzünlü olarak ayrılıyoruz.  Ada da mutlaka görülesi gereken yerlerin başında geliyor. Gerek mimarisi, gerekse konumu açısından eşsiz ve adanın Olimpos adı verilen en yüksek dağının eteklerinde kurulmuş.

Yunan ezgileri ile akşam eylencesi
     Agiasos çıkışında Plomari tabelası görebilirsiniz, sakın bu yola Plomariiye gitmek için sapmayın, yol uzun  ve yarısından fazlası stabilize halde.  Plomariye  en kolay Giera körfezi kıyısından gidiliyor.
    Mitilini bizim bu gezide sona bıraktığımız kent oldu. Siesta Yunanistan da turistler için bir sorun ve bunu Mitilini de yaşadık. 13:00 gibi başlayan siesta 18:00 da bitiyor. Kazayla siesta için kapanmaya hazırlanan bir iş yerine girdiyseniz pekte iyi karşılanmıyorsunuz. Bu nedenle sabah saatlerine denk getireceğiniz Mitilini gezisi daha iyi olacaktır.    Adalarda birazda turistik yer olmasının etkisi ile yeme içime kültürü baya gelişmiş durumda. Alkollü içeceklerden uzo hepimizin bildiği içeceklerden olsa da açık ev şarabı da denenmesi gerekenlerden. Soğuk kahve frappe her daim her Yunanlının elinden eksik olmuyor. 
Agiasos da tatlı ekmek
    Adanın kendisine has olan başka bir özelliği ise ahtapotları. Ahtapot kolları  öğlen saatleri  iplere kurutulmak üzere asılıyor. Her lokanta bunu çamaşır asar gibi yapıyor. Tuz ve zeytin yağı ile ızgarada pişirilip yanında sadece limon ile servis ediliyor. Çok lezzetli ve adalar dışında  her yerde rastlanabilecek bir yiyecek değil. Bunun dışında bütün ızgara yapılan kalamar, sardalya ve kolyos balıkları çok lezzetli. Mezeler bizimle aynı olmakla birlikte yaprak sarması tadı ile bizi şaşırttı. Adalarda istediğiniz her hangi bir balık lokantasına girseniz de çok bir şey fark etmeyecektir. Ancak benim size Molivosta önermek istediğim Octopus ve Ofaros lokantaları. Ofaros liman sonunda ve en güzel manzaraya sahip olanı, ışıklarla aydınlatılmış Molivos kalesi seyre değer. Octopus lokantasında tam bir uzmanlık hakim ve rağbet görüyor. Buharda midye denemesi gereken lezzetlerden. Ladotiri peynirinin ızgarası ve kabak çiçeğinin feta peynirle doldurulup ince bir hamur ile kaplanarak kızartılması ile elde edilen dolma denenmeli. Feta peyniri özellikle salatalarda, güveçte ve mezelerde sıkça karşınıza çıkacaktır.
      Yurt içi veya yurt dışı olsun gezilerimde etrafta fırın var mı diye bakarak olurum. Bu fırınlar   halkın alışkanlıklarını ve geleneklerini göstermesi açısından çok şey ifade eder. Mitilini de gerçek fırınlara rastlayabileceğiniz gibi en güzel fırına Agiasos da rastladım. Burada kalınca ve katmerli, dışı iyi pişmiş tatlı, tarçınlı ve katmanları arasında marmelat olan güzel bir ekmek bulduk. Çeşitli otlarla yapılmış peynirli otlu börek ve peynirli börek ve simitlerini ancak deneyebildik. Çok çeşit var ve bir daha ki sefere diyerek oradan ayrıldık.
            Ada ile ilgili olarak hiç şüphesiz çok şey söylenebilir. Camı açık uyuduğumuz odamızda balıkçıların anlamasak bile Yunanistan da  olduğumuzu hatırlatan sohbetleri, içten kalimeraları ve limana dönen teknelerin motor sesleri pek unutulacak gibi değil.

      Ada'nın bahsedilmesi gereken bir özelliğide  Molivos limanında yaşayan kediler. Hepsi ada da kedi olmak varmış dedirtecek kadar huzurlu ve sevimli.

Fotoğraflar: Mehmet Özer (izinsiz kullanılmaz)